ÇIPLAKLIK MERKEZLİ AHLAK KİRLENMESİ VE HAZIR GIDA ZEHİRLENMESİ

ÇIPLAKLIK MERKEZLİ AHLAK KİRLENMESİ VE HAZIR GIDA ZEHİRLENMESİ    

 
Yazar İsmet SEZGİN   

  Laik-Türbanlı Ayırımıyla Bölücülük Yapılıyor!

 

Fikret Otyam, "Bayan Türban" başlıklı yazısında:

"İlahiler, türbanlı kız çocuklarından" diye başlamış. Sanki ilahiler bikini ve mayo ile okunacakmış!.

"Şanlıurfa'da Kutlu Doğum Konferansı'nda tek tip kıyafetle ve başörtüleriyle sahneye çıkan çocuklar ilahi okumuş, Atatürk Spor Salonu'ndaki etkinliğe erkekler ve kadınlar ayrı kapılardan alınmış ve harem-selamlık oturulmuş!.

 

Bu gidişle aynı uygulama gelecek yıl Çankaya'da neden olmasın ey canlar?

Ey laik cumhuriyeti sevenler...

Bugün birinci vazifen, lâik Türkiye Cumhuriyeti'ni ve istiklalini koruyup kollamak için, al bayrağı alıp İstanbul'daki mitinge katılmaktır, katıl ki ülke Çankaya'dan başlayıp türbanistan cumhuriyeti olmasın!"

Diyerek içini dışa dökmüş.. 13-14 yaşındaki kız çocuklarının: "dans yarışmaları, manken adayları, bale kursları" bahanesiyle yüz kızartıcı ve fuhşa zemin hazırlayıcı mini bikinilerle teşhir edilmesi medeniyet.. Ama kız çocuklarımızın hem de Hz. Peygamberimizi anma gününde başörtüsü takmalarını vahşet kabul eden bu sapık ve çarpık kafalar, ülkemizdeki çocuk pornosunun yaygınlaşmasını da herhalde modern bir gelişme sayarlar.. İşte bu yüzden dinsiz Aziz Nesin'in oğlu da, babasının vakfındaki 12-13 yaşındaki kız ve oğlan çocukların; hem de "seçme eğitmen"lerce tecavüze uğramasını "oynadıkları evcilik oyununu biraz ileri götürmüşler" şeklinde yorumlar...

Bu aydın yaftalı karanlık kafalar, AKP'nin: AB uşaklığı, ABD mandacılığı ve BOP eş başkanlığı" gibi akreplikleri yerine, karılarının başörtüsüyle ve İmam-Hatip eğitimleriyle uğraşıp dindar halkımızı ılımlı İslamcıların ve din istismarcısı iktidarların tuzağına iterek, siyonizme dolaylı hizmet yaparlar..

Fikret Otyam gibi kafalar, "karısı türbanlı biri Çankaya'ya çıkamaz!" diye yırtınırken, eşi Latife hanımın da başörtülü olduğunu unutur ve Atatürk'ten de utanmazlar!..

Bunlar Çankaya'nın Atatürk'ün kapattığı Mason Localarının gizli karargahı olarak kalmasını arzular ve Müslüman Türk Milletinin, yani cumhurun temsil makamı yapılmasından gıcık alırlar!..

Ve bu devrimbazların Erbakan korkularının, Siyonist İsrail'in ve sabataist-dönme şebekesinin gözüne girme gayretlerinden kaynaklandığını, aklı yatan ve vicdanı doğru tartan herkes anlar.

Erbakan Hoca için;

"Muhterem eşinin fişini çekti, ölümünü sağladı.." şeklinde kinini kusacak ve dirilerden hıncını alamayıp ölülerle uğraşacak kadar edepsiz ve erdemsiz iddiaların sahibi daha doğrusu "sahibinin sesi" Fikret Otyam'lar, hırsından çatlayıp geberseler de Erbakan'nın  iktidarına mani olamayacaklardır. Bunun ne anlama geldiğini, yakında öğrenip şaşıracaklar...

 

Porno ve Fuhuş Mafyası Toplumu Çürütüyor!.

Her 1000 metrekareye 1 mafya düşüyor. Kapkaç Mafyası.. Dilenci Mafyası.. Çek-Senet Mayası.. Fuhuş Mafyası... Uyuşturucu Mafyası... Şantaj ve Tehdit Mafyası..

 Arsa Mafyası... İhale Mafyası.. Organ Mafyası.. Hukuk Mafyası... Meclis Mafyası... Medya Mafyası.! Gençlik marazlı medya yoluyla mafyaya özendiriliyor.

 Hüsnü Mahalli'nin 24. Mart Akşam da yazdığı gibi, Amerika'nın 10 bin-20 bin dolar maaşla kiraladığı yazar ve yorumcular bu gerçekleri gizliyor.

Milli kültür Mirasımız yağmalanıyor. Kilise olmasın diye Ayasofya'yı Müzeye çeviren Atatürk'e atıp tutanlar, şimdi işbirlikçi AKP eliyle Ayasofya'nın çevresini diskolaştırma girişimlerine göz yumuyor.. [1]

Birkaç bin çocuğumuz; ılımlı İslamcıların yurtlarında ve okullarında "Emperyalist güçlere hürmetkar ve sömürü düzenine hizmetkâr kafalı dindar" yetiştirilirken, milyonlarca evladımızın, aklen ve ahlaken yozlaşmasına, gençliğimizin ve geleceğimizin mahvolmasına zemin hazırlanıyor...      

İşte gazetemize mektup yazan bir öğretmenin feryadı:

  • Bu yıl lise 1. sınıfta hala rahatlıkla okuma yazma bilmeyen bir öğrenci bulunuyor!..
  • İki hafta önce okulun önünde çıkan bir kavgada bir öğrencimin boynu döner bıçağıyla kesildi; 28 dikiş atıldı. Zaten her gün her lisede bu tür yaralamalar yaşanıyor..
  • Bu çevrede kimse kışın akşam beşten sonra sokakta yalnız yürüyemiyor.
  • Öğrencilerimizin % 86'si sigara içiyor.
  • Öğrencilerimizin % 42'si hap kullanıyor.
  • Okulun etrafında hap satanları, okulun içinde hap kullananları da polis biliyor.
  • Kaptagon Atölyeleri cayır cayır çalışıyor!
  • 24 Mart Akşam: Yetiştirme yurdunda esrar, hap, hırsızlık ve gasp çetesi yetişiyor..
  • Yetiştirme yurtlarında fuhuş yapılıyor...
  • Öğrencilerimizin % 23'ü ensest (aile içi sapık cinsel) ilişki mağduru...
  • Ama Diyanetten Kur'an meali isteyen okul müdürü medyada linç ediliyor..
  • Harun Yahya eserlerinin ve ekibinin "Yaratılış Müzesini" ziyarete gidenler gerici sayılıyor.. İlle maymundan türediklerini savunuyorlar..
  • Geçtiğimiz yıl bir kız öğrencimizin babası, kendi çocuğundan (öğrencimizden) dayak yediği için okula sığındı.
  • Bazı kız öğrenciler 100 kontör karşılığında minibüs şoförlerine ve halı sahiplerine kendilerini kullandırtıyorlar(cinsel anlamda). Unutmayalım yaygın ahlaksızlık, salgın hastalık gibidir. Bize de bulaşabilir... Bizim çocuklarımız da bu tuzaklara düşebilir..
  • Maddi yetersizlikten dolayı üç, dört aile bir oda bir salon bir evi paylaşıyorlar.(Sayıları azımsanamayacak ölçüde)
  • Har ay öğretmenler aramızda para toplayıp bir öğrenciye bot, palto ve okul araç gereçleri alıyoruz.
  • Geçtiğimiz yıl Cuma okul kapanışı töreninde baygınlık geçiren bir öğrencinin iki gündür hiçbir şey yemediğinin öğreniyoruz..
  • Geçtiğimiz yıl sorun çıkardığı için müdür tarafından tartaklanan bir öğrenci mahalleden topladığı tanıdıklarıyla müdürün odasını bastı. Öğretmenler öğrencilerden korkuyor.
  • Geçtiğimiz yıl 1000 öğrenci kapasitesi olan okulda kütüphaneye üye olanların sayısı sadece 7(yedi)'ydi.
  • Lise birinci sınıf öğrencilerimden "Noktalama işareti nerede kullanılır?" Soruma yanıt vermeyenler bulunuyor..
  • Liseye kayıt yaptıran bu öğrenciler çarpım tablosunu bilmiyorlar; 10 ve katları ile çarpma ya da bölme işlemi yaparken bile hesap makinesi kullanıyorlar.
  • Geçtiğimiz yıl iki gün boyunca evine gitmeyen bir öğrenciyi velisi gelip okulda arıyor. (Kızın biriyle kaçtığı anlaşılıyor daha sonra)
  • Ve daha beteri: Güneydoğudaki gençlerimiz PKK militanı ve Türkiye Cumhuriyeti düşmanı olarak kafaları zehirleniyor ve işte Diyarbakır'da başlayan isyan provası giderek genişliyor!.. Diyarbakır'da artık subay ve polis eşleri ve çocukları okullara gidemiyor!..

Diyalog diye Yüce Dinimiz Dejenere ediliyor!

Dergimizin sahibi ve yazarı Mehmet Deniz'in belirttiği gibi işte Tevrat ve İncil'de (Kitab-ı Mukaddeste) şeytanı bile utandıran ahlaksız seks ve ensest ilişkiler ve porno sahneleri:

Tekvin: Bab= 19 sh:17 Ayet= 30-38

Haşa: Hazreti Lut'un iki kızının babalarına şarap içirip sarhoş ederek koynuna girdikleri ve hamile kaldıkları..

Neşideler Neşidesi: Bab=8 sh: 672 Ayet= 1-10

 "Öz kız kardeşinin memelerini, kalçalarını ve göbeğini öven sevişme sahneleri.."

II. Samuel Bab=13 sh: 318 Ayet:12-14

"Davud  Peygamberin  Oğlu Abşalom'un  kız kardeşi Tamrla,   diğer   erkek  kardeşi   Amno'nun   sevişmeleri   ve evlenmeleri..."

Hoşeo Bab= 4 sh: 858 Ayet= 14        „

"Sizin kızlarınıza, karılarınıza ve gelinlerinize mahsus olmak üzere gizli fahişelik yapmalarını bağışlayıp cezalandırmayacağız.."

Tekvin-Bab= 38   sh:39 Ayet=13-19                           

"Ve Yahuda, örtünmüş gelinini fahişe sandı. Onunla yattı ve gebe kaldı."

Kethuboth Talmutu-Bab= 11

"Bir çocukla veya küçük bir kızla yahut karısıyla, makattan, arkadan temas edildiğinde ses çıkarmazlarsa, zararı yok. Eğer bağırırlarsa ikaz edilirler.",                                   

"Kız kardeşi ile yatıp zevk etmek, şikayetçi olan yoksa serbesttir.

 "Dul annesini tatmin etmek, evladın görevidir."

Yebamoth Talmutu: (56a-59b)

"Yahudi bir dul (erkek ve kadın) cinsi tatmin için her yola başvurabilirler. Köpeklerle temas kurulabilir"

Şimdi soruyor ve uyarıyoruz:

Ey Dinler Arası Diyalogcular! Avrupa Ve Amerika'da ensest (aile içi) sapık cinsel ilişkilerin yaygınlaşması, kendi kızıyla, kardeşiyle yatanların çoğunlaşması tesadüf değildir. İşte bu; eldeki ahlaksız ve azdırıcı bölümleri içeren İncil ve Tevrat yüzündendir.

Türkiye'de de, bunların dağıtıldığı bölgelerde aile içi cinsi sapıklık artmış ve vaziyettedir.

Ey diyalogcular! Siz bu tavrınızla: Türkiye'mizde, kızıyla-bacısıyla, anasıyla yatmayı mubah ve münasip kabul eden, bu uydurma İncil ve Tevrat'ı; Kur'an mealine kaynak gösterip, reklâm edip, kutsal aile hayatımızın ve İslam ahlakımızın tahribine, bile bile taşeronluk mu yapıyorsunuz? Hiç Allah'tan korkmuyor ve kullardan utanmıyorsunuz?

Bu kitap hangi sinsi hesapla hazırlandı? Kitabı Mukaddeste (Tevrat ve İncil'deki) hakka ve ahlaka aykırı safsata ve sapıklıklar niye anlatılıp Müslüman okurlar uyarılmadı? Halbuki piyasaya sürülen basit bir ilacın tanıtım kağıdında bile; yararlı yönleriyle birlikte zararları ve yan etkileri de mutlaka yazılmaktadır.. Böyle yapılmaması suç sayılmaktadır...

Ahlaki kirlenme ve fuhuş serbestisi medeniyet diye yutturuluyor.

Devlete fuhuş organizesi yaptırılıyor!

24.4.1990 tarih 1593 numaralı Umumi Hıfzısıhha Kanunu

129. madde. Fuhşu sanat ve maişet vasıtası kabul eden kadınlar..."ın durumunu düzenler

130. madde. Umumi evlerde her nevi..." hizmetten bahseder

30.3.1961 tarih 5/984 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı olarak ortaya konan ve halen yürürlükte bulunan, Genel Kadınlar Ve Genelevler Tüzüğü

15. madde. Başkalarının cinsi zevkini menfaat karşılığı tatmin etmeyi sanat edinen ve bunun için değişik erkeklerle münasebette bulunan kadınlara genel kadın denir.

16. madde. Genel kadınların bir arada oturarak fuhuş yaptıkları veya bu maksat için toplandıkları yerlere genel ev ismi verilir.

17. madde. Fuhuş maksadı ile muhtelif kimselere kısa müddetler için tahsis edilen kapalı yerlere birleşme yerleri denilir.

18. madde. Fuhşu tek başına yapan kadınların ikametgah edinip içinde fuhuş yapmayı itiyat ettikleri yerlere tek başına fuhuş yapılan ev denir.

21. madde. Bir kadının genel kadın olarak tescil edilebilmesi için a. Fuhşu sanat edindiğine dair komisyon kararı olmalı b. Kişi 21 yaşını bitirmiş olmalı c. TC vatandaşı olunmalı.

49. madde. Genel ev olmayan yerlerde böyle bir müracaat olduğunda, çevrede fuhuşla iştigal eden kadın olup olmadığı araştırılır. Bu gibi kadınların bulunması halinde ve tüzük hükümlerine uymak kaydı ile izin verilir.

59. madde. Genel ev sahipleri yanlarında çalışan kadınların her biri için bir oda ayırırlar.     

68. madde. Birleşme yerleri ancak kısa müddetlerle görüşmek üzere gelecek çiftlere mahsustur.

69. madde. Birleşme yerlerine erkek ve kadının ayrı ayrı gitmesi ve birleşmeye mahsus olan odalar dışında bu yerlerde oturmaları yasaktır.

Fuhşu kurumlaştırmış ve genel ev kadını olmayı bir meslek olarak tanımış bir devlet, vatandaşı olan kız ve kadınlarının namusunu nasıl koruyabilir? Yoksa devletimiz, işsizliğe bir çare olması açısından kız ve kadınlarımıza genel kadın olun mu demek istiyor? Bunlar meslek ise, lise öğrencilerine genel ev işletmeciliği ve genel kadınlık meslekleri tanıtılmalı!"

Laikçiler (Laikler demedim...), İslâm'a en fazla kadın konusunda çatıyorlar. Tabii ki, bu çatmaları tamamen haksızdır, yersizdir, hezeyandır. Biz Müslümanların elinde, onların burnunu yere sürtecek büyük kozlar bulunmaktadır. Bunlardan biri de, üzerinde TC resmî anteti bulunan Fuhuş Vesikaları verilerek birtakım düşmüş, bedbaht kadınlara seks köleliği yaptırılmasıdır. Üstelik bu resmî fuhuştan, seks köleliğinden KDV, gelir vergisi alınmakta ve bu para bütçeye konulmaktadır.

 Bundan birkaç gün önce bir yazımda devletimizin imza koymuş olduğu "Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi" bulunduğunu ve bunun altıncı maddesinde "Taraf devletler, kadın ticareti ve fahişeliğin istismarının her şekliyle önlenmesi için yasama dâhil gerekli bütün önlemleri alacaklardır" denildiğini yazmıştım. Bugünkü düzen maalesef imza koymuş olduğu uluslararası sözleşmeyi hiçe sayarak birtakım kadınlara resmî fuhuş vesikaları vermektedir. Hem de bu kadınların TC vatandaşı olmasını şart koşmaktadır... Rezalet, rezalet, rezalet...

Peki, Müslümanlar ne yapıyorlar? Bunca hakarete rağmen önlerindeki hazır lokma kozu kullanamıyorlar.

Devletin TC vatandaşı kadınlara resmî fuhuş vesikası vermesini protesto etmekte rant olsaydı durum bugünkü gibi mi olurdu?

Yüce Kur'an'daki Cilbap âyetine "Kara Ses" deniyor ve Müslümanlar susuyor...

Böylece genel ve özel fuhşun, rahatlıkla icrası için kanunlar hazırlanırken ses çıkarmayan soysuzlar, Müslüman hanımların inançları gereği başlarını örtmeleriyle ilgili bir düzenlemeye savaş açıyor.

Gıda Kirlenmesi ve kimyevi zehirlenme sağlığımızı tehdit ediyor.

Medeniyet ilerledikçe tabaklarımızdaki ve bardaklarımızdaki kimyevî maddelerin çeşidi ve miktarı da hızla artıyor. Avrupa Birliği standartlarına göre gıda maddelerine ve meşrubata konulan kimyevî maddelerin sayısı 299'dur. Bunların tam listesini "Tabaklarımızdaki ve Bardaklarımızdaki Kimya....." başlıklı 16 sayfalık broşürde bulabilirsiniz. Bu broşür halkımıza küçük bir hizmet olarak Bedir Yayınevi (Tel: 0212.519.36.18) tarafından yayınlanmıştır ve isteyenlere bir adedi ücretsiz olarak verilmektedir. Alıp dağıtmak isteyenler maliyet fiyatı olan 10 kuruştan temin edebilirler. Aşağıda bu broşürün tarafımdan kaleme alınmış olan açıklama kısmını okuyacaksınız.

- Meşhur düşünür, filozof, edib Jean-Jacques Rousseau; Dijon İlimler ve Fenler Akademisi'nin açtığı bir yarışmaya katılmış, konu şuymuş: Medeniyetin ilerlemesi, insanlığın yararına mı oluyor, zararına mı? Rousseau, Akademi'ye gönderdiği metinle 1750 senesinde birinci olmuş, ödülü kazanmış. Medeniyetin ilerlemesinin insanlığa faydadan çok zararının dokunduğunu savunmuş...

Aradan 257 yıl geçti medeniyet, teknik, ilimler akıl almaz bir şekilde gelişti. Medeniyetin, tekniğin, ilimlerin, fenlerin insanlığa elbette faydaları oldu; lâkin sadece faydaları olmadı; zararları da dokundu. Eskiden insanlar dünyanın karalarını, denizlerini, göllerini, nehirlerini, ormanlarını, havasını, bitki yapısını, hayvanlarını değiştiremiyorlar, bozamıyorlardı. İlim ve teknik ilerledikçe dünyada tabii düzen bozuldu, çivisi çıkmadık hiçbir şey kalmadı. Sanayi, motorlu vasıtalar, meskenlerin ısıtılması yüzünden atmosfere o kadar CO2 gazı karıştı ki iklimler bozuldu, kutuplardaki buzlar erimeye başladı. Eskiden, Rousseau zamanında, medenî insanlar isteseler de Amazon ormanlarını tahrib edemiyorlar, yakıp yıkamıyorlardı. Oralara soluk benizli uygar insanlık âleminden birkaç cesur ve gözü kara gezginden başkası ayak basamıyordu. Zamanımızda öyle mi? Dünya'nın akciğeri durumunda olan Amazon ormanları cayır cayır yanıyor, ziraate yeni topraklar açılıyor. Dünya düzeni bozulurmuş kimin umurunda?

Medeniyetin ilerlemesi kimyanın da ilerlemesini hem de çok ilerlemesi neticesini doğurdu. Eskiden, Rousseau zamanında, şekerciler, pastacılar, meşrubat üreticileri, konserveciler ürünlerine tabiî meyveler, lezzetler, kokular koyuyorlardı. Zamanımızda öyle mi? Çilekli bonbon alıyorsunuz, gerçek çileğin özüyle değil, çilek tadı ve kokusu veren kimyevî bir madde ile yapılmış. Şimdi her şeyin kimyevî, sun'i (yapay) bir karşılığı var. İnsanlığa artık hep yapay aromalar, lezzetler sunuluyor. Tabaklarımızda, bardaklarımızda, mutfaklarımızda binlerce çeşit kimyevî madde kol geziyor. Acaba bunlar, üretenlerin ve satanların iddia ettikleri gibi yüzde yüz zararsız mıdır? Zararsız olsaydılar, medeniyetin ve tıbbın bu kadar ilerlemesine rağmen hastalıkların, hastaların, hastanelerin, doktorların, ilaç fabrikalarının, eczanelerin sayısı bu kadar artar mıydı?

Şu anda tükettiğimiz besin maddelerinde ve meşrubatta bol ve aşırı miktarda kimyevî madde bulunmaktadır. İleride Avrupa Birliği'ne girdikten sonra bunları daha bol şekilde tüketeceğiz.

Ekmek yiyoruz, içinde dört ayrı kimyevî madde var: Unu bayatlamaktan ve acımaktan koruyan kimyevî madde... Elenmiş beyaz unu, daha beyaz, bembeyaz, en beyaz gösteren kimyevî madde... Ekmek yapılırken kabarmasını, ufak bir hamur parçasının kocaman ekmeğe dönüşmesini sağlayan kimyevî madde... Ekmeğin çabucak bayatlamasını önleyen kimyevî madde... Hastanelerimizde ne kadar çok hasta var neden!?

Pasta yiyorsunuz, zehir yüklü...

Meşrubat içiyorsunuz sentetik yüklü...

Konserve alıyorsunuz içi kimya dolu...



Çarşıdan, pazardan, marketten sebze meyve alıyorsunuz; genleri değiştirilmiş, biyojenetik yapısı bozulmuş, yapay gübre ile bol bol nitratlanmış, kansere yol açan hormon verilmiş ve şişirilip parlatılmış...

Büyük şehirlerde havayı soluyorsunuz, ciğerlerinize bin türlü kimyasal zehir giriyor. İnsanlık kendine karşı sanki kimyasal bir savaş açmıştır.

Lüks evler kimya laboratuarı gibi. Eskiden toprak sıvalara kireç badana sürülürdü. Yerler cilasız tahta idi. Elektrik yoktu. Şimdi öyle mi? Meskenlerdeki bir sürü elektrikli alet ve cihaz çevrelerinde elektro-manyetik alanlar meydana getiriyor. Bunlar insanları kötü şekilde etkiliyor. «Efendim biz böyle bir şey görmüyoruz». A benim cancağızım elektro-manyetik alan görülmez ama öyle bir vurur ki sillesini yiyen bir daha iflah olmaz. Duvarlardaki ipek ve saten boyalar, pencere ve kapılardaki pimapenler, yerlerdeki kimyasal parkeler ve cilalar...

Hep kimya, hep zehir!..

Uyanan, çareler ve çözümler arayan, çırpınan insanlar var. Kimyasız, doğal, ekolojik besin maddeleri yenilsin diye çırpınıyorlar. Çırpınmak boşuna, ağlamak nafile; uluslararası dev holdingler, insanlığın beslenmesi işini avuçları içine almışlar, izin vermezler.

ABD, petrol darlığına karşı, 10 sene içinde motorlu vasıtalarının büyük kısmını bitkilerden çıkartılan yakıtla çalıştıracakmış, en fazla mısırdan çıkartılacakmış bu doğal ve ekolojik yakıt. Bunun sonunda fakir üçüncü dünyadaki 3,5 milyar insan açlıktan geberecekmiş, umurlarında mı?

Tabiî soya, açlık çeken fakir insanları, fakir ülkeleri doyuracak harika bir bakliyat türü; onun da bozuğunu, tehlikelisini, hasta edicisini türettiler. Moleküler kimya ve biyoloji artık akıl almaz, korkunç, dehşetli, insanlığı ve dünyayı batıracak imkânlara sahip oldu, boyutlara ulaştı. Tabiî soya fasulyesi ihya eder, biyojenetik değişime uğramışı imha eder.

Broşürün ikinci kısmında da okuyacağınız gibi Avrupa Birliği standartlarına göre gıdalara ve içeceklere katılan kimyevî maddeler 11 sınıfa veya türe ayrılmaktadır. Bunların kodları vardır. Kısaca sayalım:

- Topaklanmayı engelleyiciler (AAGG),

- Antioksidanlar (oksitlenmeyi önleyiciler) (AOXY),

- Kimyevî gıda boyaları (COLO),

- Koruyucular (CONS),

- Asit dengeleyicileri (CACI),

- Renklendiriciler (EDUL),

- Emülsifiyanlar (EMUL),

- Pekleştiriciler (EPAI),

- Kabartma tozları (PLEV),

- Lezzet vericiler (RGOU),

- Sâbitleyici koruyucular (STAB).

Bu listeyi merkezi Fransa'da bulunan aşağıdaki internet sitesinden aldık. İnsanlığa yapmış oldukları hizmetler ve faydalı uyarılar dolayısıyla site idarecilerini tebrik ediyor, kendilerine teşekkürlerimizi ve minnetlerimizi sunuyoruz. (http://www.amessi.org/Additifs-et-Colorants)

İnsan biyolojik bir yaratıktır; kimya veya fizik laboratuarında üretilmiş bir nesne değildir. Binaenaleyh tabiî, ekolojik, kendi fıtratına (doğasına), yapısına, boyutlarına uygun bir hayat sürmelidir. Beslenirken kesinlikle sun'i gıdalardan, kimyevî maddelerden uzak durmalıdır. Hastalandığında bile tabiî ilaçlarla iyileşmeye çalışmalıdır. Böyle yapmadığı takdirde sağlıklı, dengeli, "insanca", haysiyetli, mutlu bir hayat süremez.

Kimya yine olsun, olsun da tabaklarımızdan, tencerelerimizden, mutfaklarımızdan, şişelerimizden çıksın gitsin.

Bu broşürü edinenler, bakıp karıştırdıktan sonra sakın fırlatıp bir tarafa atmasınlar, göz önünde bulundursunlar, çünkü bunda yazılı kimyasal formüllerden broşürü atmakla kurtulamazsınız. Onlar tabaklarınızda, bardaklarınızda, midenizde, damarlarınızdaki kanda, kemiklerinizde, iliğinizde, beyninizde, adalelerinizde cirit atıyorlar.[2]

Holywod filmleriyle marazlı medya marifetiyle gayri milli eğitim sistemiyle beyinlerimizi kirletip körlettiler.

Çıplaklıkla, pornoyla, fuhuşla, uyuşturucuyla neslimizi mahvettiler.

Kimyevi maddelerle, sentetik yiyeceklerle, hormonlu sebze ve meyvelerle, kasıtlı bozulan ve kanser yapıp kısırlaştıran ilaç ve reçetelerle sağlığımızı çürüttüler.

Aç, muhtaç ve sefil bırakarak huzurumuza ve sonunda yurdumuza kastettiler.

Artık uyanmak ve kurtulmak zamanıdır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !