<kağıthane haber siyaset seçim istanbul Haber, haberler, haber özetleri, güncel haberler, gazeteler, önemli haberler, son dakika, sıcak haber haber, turk, türk, news, medya, video, oyun, sinema, otomobil, internet, anket, spor,politika,finans, kadın ,Güncel Haberler,Siyaset Haberleri,Ekonomi Haberleri,Dünya Haberleri,Spor Haberleri,Sondakika Haberleri,Günün Tüm Haberleri,Foto Galeriler,Video Haberler,Türkiye'nin Haber Sitesi,>



OKU-YORUM...

26/5/2009 - Mayın tarlası

Kategori: ONEMLI YAZILAR

Mayın tarlası


Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi bir sorun oldu. Kimin temizleyeceği, karşılığında ne alacağı tartışılıyor.

Bu konuyla 1950li yılların sonunda tanıştım. Gaziantepliyim ve oraya gittiğimde bir teklifle karşılaştım. Askerliğini yanımda yapmış biri mayınlı alanda bir koridor açmamı istiyor ve bedelini ödeyeceklerini söylüyordu. Bu teklifi yapmasının sebebi muvazzaf bir istihkam subayı olarak görev yaptığım sırada müstakil bölük komutan vekili olmam ve burada sürekli mayın döşeme, toplama ve tahrip işleriyle uğraşmam ve askerlere bu konuda eğitim vermemdi.

O sırada Gaziantep Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu binanın alt katında kaçakçı çarşısı vardı orayı dolaşıp bir şeyler almıştım. Kilis’e alış veriş turları düzenlendiğini ve kaçak malların bir çarşıda açıktan satıldığını biliyordum. Kaçak mal satanlara mayınlı araziden nasıl geçildiğini ve malların nasıl getirildiğini sordum. Cevabı çok ilginçti. Artık malların sınırdan geçirilmediğini, trenle taşındığını söyledi. Böylece kaçakçılığın çok sayıdaki kaçakçının, sıradan halkın elinden alınıp profesyonellere verildiğini anladım. Yani kaçakçılığın engellenmesi amacıyla büyük masraf ve emekle döşenen mayınlar kaçakçılığın azalmasına değil artmasına ve sistemli bir biçimde yapılmasına yaramıştı.

Bu mayınların askeri amaçla döşendiği de söylenemezdi. Çünkü, duyduğum kadarıyla, anti personel mayınlardı ve zırhlı birliklerin harekatını engellemezdi. Bu mayınların döşenmesinin sebebini bir türlü anlayamadım. Çünkü Suriye gibi ülkemizin bir uzantısından ibaret olan yapay bir devletle aramıza konmuş psikolojik bir duvar olmaktan öte bir anlamı yoktu.

Bugün mayın temizleme işinde hangi teknolojinin kullanıldığını bilmiyorum ama uzaya uydu göndermek ya da uçak imal etmek kadar karmaşık olduğunu sanmıyorum ve bunu öğrenememiş olmamızı garipsiyorum. Ayrıca bir taşeron firmaya yaptırıp bedelini ödemek yerine niçin yap-işlet modelinin tercih edildiğini anlayamıyorum.

Bu konuları düşünürken Yeşil’i anlatan bir kitabı okuyor olmam garip bir tesadüf. Söylenenlerin doğruluğu ya da yanlışlığıyla ilgilenmiyorum ama terörle mücadele edilirken uyuşturucu ticaretinin ve pazar paylaşımının terörden daha önemli rol oynamış olduğunu fark ediyorum. Şu sorunun cevabını veremiyorum. Uyuşturucu ticareti esas ve terör tali bir mesele miydi yoksa terörle mücadele ederken uyuşturucu bir yan ürün olarak mı ortaya çıkmıştı?

Devlet bir görevi yerine getirirken bazı usulsüzlüklerin ve yolsuzlukların olması doğal. Bu insan doğasının bir sonucu. Ancak usulsüzlük ve yolsuzluğun asıl, devlet görevlerinin de bunu örten bir şal olması kabul edilemez.

Gözlemlerim ve yaşadıklarım olumlu bir intibaa sahip olmama izin vermiyor.

star

mahir kaynak

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/5/2009 - Karını karıştırma Uğur!..

Kategori: ONEMLI YAZILAR
Karını karıştırma Uğur!

 

“Benim eşim evlendikten sonra hiçbir zaman tek başına yurtdışına çıkmadığı gibi hayatında Brezilya'ya gitmedi.”

“...Birisi çıksın ispat etsin, ben şu dakikada görevimi bırakacağım. Hatta intihar bile ederim. Bu namus meselesi sevgili seyirciler!..”

Bunları söyleyen Uğur Dündar...

Bugüne kadar bu zâtın bir dolu haberinin “asılsız” olduğunu ortaya çıkarttık.

Ve hatta, Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, ısrarlı takiplerimiz üzerine Uğur Dündar'ın “asılsız” haberinden dolayı sütunundan özür dilemek mecburiyetinde kaldı!..

Bunlar, “yokluk dönemlerinde” ortaya çıkmış ve bir şekilde şöhrete erişmiş gazeteciler.

Bir zamanların “kudretli” adamları!..

Şimdi zaman değişti...

Eskisi gibi esip gürleyerek, tehdit ederek sonuç almaları mümkün değil...
İşte, “Karım tek başına yurtdışına çıkmadı, aksini ispat etsinler intihar ederim” “dayılanmasından” kısa bir süre sonra...

VAKİT bir liste bastı.

Uğur'un -karısı- Yasemin Baradan'ın -yanında kocası olmaksızın- “17 ay, 5 ay, yaklaşık iki hafta” gibi sürelerle -defalarca- yurtdışına çıktığına dair kayıtlar.

Şimdi, bunlar böyleyken ve neyin ne olduğu mutlaka ortaya çıkacakken; “bu namus meselesi, intihar ederim” filan...

“Hatalı” tavırlar!..

Uğur Dündar büyük bir strateji hatası yaptı!..

Böylesine abuk sabuk laflar etmek yerine; “Karım yurtdışına yalnız çıkmış ya da çıkmamış kime ne!.. Özel hayatımı niçin kurcalıyorsunuz, ayıp değil mi? Bunların asıl konuyla ne alakası var!..” filan diyerek meseleyi çok daha “kolay” bir alana çekebilirdi...

Şimdi...

Uğur Dündar'ın karısı, yanında kocası olmaksızın yurtdışına kaç kere çıktı?..
Ve de niye çıktı?..

Bir kadının yurtdışına kocasız çıkması, Uğur Dündar'ın bağırıp çağırırken dile getirdiği gibi “namus” meselesi midir?

Karısı yurtdışına -yalnız- çıkanın intihar etmesi gerekir mi gerekmez mi?..

Uğur Dündar'ın ağzından çıkanı kulağının duymaması yüzünden bunlar tartışılacak...

Ve bu tartışmaların ortasına da, Uğur Dündar'ın “özel meseleleri” için kullanmayı alışkanlık haline getirdiği Star ekranında tartışmaya açtığı karısı oturmuş olacak!..

Bunlar “ayıp” şeyler!..

Delikanlı adam; karısını “kaç defa gidip, kaç defa geldi; yalnız mıydı yoksa yanında birileri var mıydı; kocasız gittiği yerde kaç gün kaldı ve niçin o kadar kaldı?” türünden mevzuların içine atmaz!..

Ben böyle düşünüyorum...

Ve Uğur Dündar'ın bu noktadan sonra hiç de öyle “kendimi asarım, enginlere sığmaz taşarım” havalarına girecek durumda olmadığını belirtiyorum.

Kadın meseleleri hassas meselelerdir, öyle ortaya saçılmaz!..

Neyse; Uğur Dündar'a değilse de, Yasemin hanıma “geçmiş olsun” dileğimizi iletmiş olalım.

VE BİR ERTUĞRUL ÖZKÖK YAZISI!

Bu zât, “kadın” “namus”, “sadakat” meselelerini tartışmaya açtı ya...
O yoldan devam edelim!..

Ben, bir erkeğin ya da kadının (hiç fark etmez) eşine sonuna kadar sadakat göstermesinden yanayım...

Başta Uğur Dündar'ın “Başkanı” Ertuğrul Özkök olmak üzere o çevreden bazıları ise benden farklı düşünüyor!..

Bu bazılarına göre evliliğin devam etmesi, eşlerin “farklı bireylerle beraber olmasını” engellememeli!..

Hayır, iftira değil...

Bunu Özkök yazdı.

İnanmayan arşive girsin ve 19.07.2007 tarihli köşe yazısını bulsun...
Ben baktım,

Orada; kocası Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'i aldatan Cecilia Maria Sara Isabel'den bahsediyor Özkök...
Cecilla, boynuzlamış ya!..

Özkök bu pisliğin failini “Ahlak denilen, moral adı verilen kaidelerle sınırlanmayan özgür kadın” olarak göklere çıkartıyor!..
Bu yazıdaki anlayışa göre, bir kadın “Platonik aşkına ihanet etmemek ve unutmamak kaydıyla” cinselliğini kocasından başkalarıyla da yaşayabilir!..

Hatta, yaşaması onun “özgür” kadın olduğunu gösterir!..

O; “Aurasını, ruhunu, farklılığını, isyanını ve aldatmasını bavula koyarak kocasına gelebilen” çağdaş kadındır, bizim için “model” alınması gereken kadındır!...

Evet, oralarda böyle bir “ahlâk” ve “namus” anlayışı da var.
Uğur Dündar, öyle “intihar” edebiyatını filan bıraksın da bu “anlayış” hakkında ne düşündüğünü söylesin...

Benim bu konuda bir tahminim var ama; dile getirmeyeyim...
Star ekranını kullanarak anlatabilir Uğur!..

CUMHURBAŞKANI'NIN SURİYE PROGRAMI

Bugün Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'le Suriye'nin Başkenti Şam'a geçiyoruz.
Sayın Gül'ün, “Kürt meselesi”ne dair “güzel şeyler olacak” mesajını vermesinin ardından, “ne gibi güzellikler yaşayacağımıza” dair tartışmalar öne çıktı.
Bizim bu güzellikler hakkında bir “takım” tespit ve değerlendirmelerimiz var.
Bunları bir “yazı dizisi” halinde ele almak istiyordum.

Bu seyahat iyi geldi,
Güzellikleri daha yakından görelim.

Serdar ARSEVEN - VAKİT
sarseven@hotmail.com




Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/4/2009 - Bakan toto çıldırdı!

Kategori: ONEMLI YAZILAR

Bakan toto çıldırdı! Gidenler-kalanlar-yeniler! İşte spekülatif liste!

 

Gidecek-kalacak-gelecek bakanların isimleri ardı ardına sıralanıyor. Tabii bazı 'sürprizler'e de hazırlıklı olmak lazım! Ankara’da kulisler cayır cayır yanıyor.

Aslında Türkiye’de her Bakanlar Kurulu revizyonu beklendiği dönemde rastlanan bir durum bu.

Yeni bakanların kimler olacağı, kimlerin kabineye veda edeceği veya yerini koruyacağı soruları, bunlara ilişkin üretilen senaryo ve spekülasyonlar, biraz da işin politik lezzeti aslında.

Hele, AKP gibi pek sık değişiklik yapmayan bir partide kabine değişikliği beklendiğinde, yerel seçim ertesine geldiğinde, parti içi dengeler ve Başbakan’ın parti içinde hangi grupların önemine dikkat çekebileceğine işaret ettiğinden, konu daha da önem kazanıyor.

Şimdiye kadar kabine değişikliği sohbetlerinde adı geçen bakanlardan belki 3 yeni kabine daha kurulması mümkün. Ancak tabii daha “sade” bir değişiklik yapılacak hükümette.

“Sade”den mâna şu: beklenenden daha az sayıda bakan koltuğu yeni sahiplerini ağırlayabilir! Gerçi bu tez, Bülent Arınç gibi partiye son derece vakıf birinin “10-12 kişilik değişiklik olabilir” öngörüsüne tersse de, Ankara kulisleri bir düzinelik bu tahmine pek olasılık vermiyor.

İsmi üzerinde çok durulan kimi bakanların da yerinde kalacağı ama yine üzerinde çok durulan kimi bakanların da gideceği bilgisi geliyor kulakları.

Bunlardan birisi Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek. Seçim sonrası beyanları yüzünden AKP içinden eleştirilen, hatta AKP’ye sempati duyan bazı basın organları tarafından da kritik edilen Çiçek koltuğunu koruyacak gibi!

Öte yandan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın ise gideceğine kesin gözüyle bakılıyor. Günay’ın ismi de sık sık basına yansımış ve özellikle Ergenekon sürecine ilişkin söyledikleri garipsenmişti.

Keza ismi “bakan toto”larda sık geçen Mehmet Ali Şahin’in de değişiklik gündeminde olduğuna yönelik speklasyonlar yüzde 50’den fazla oranla “gider” dengesinde görünüyor.

Günay’ın yeni sözleri ise “Bakanlıktan ayrılsa da AKP ile devam” olduğu düşünülürse, bunu atılan yardım fişeklerinin sonuncusu olarak okumak mümkün.

Kabine revizyonuna ilişkin tartışmaların yoğunluk kazandığı dönemlerde, iktidar partisi içindeki dengelerin kendini biraz daha önem kazandırmaya çalıştığı da alışıldık bir siyasi hamle.

AKP’de “kimi transfer isimlerin” parti politikalarına ilişkin eleştirilerine artırdığı ve hatta bunu “sistematik” yaptığına ilişkin duyumlar da bu bağlamda değerlendirilmeli.

 Kuşkusuz en büyük sürpriz Dışişleri Bakanlığı’nda olabilir. Bu nispeten yeni bir kulis. Geçtiğimiz hafta sonuna kadar Ali Babacan’ın ismi “gidebilir” listesinde pek duyulmuyordu.

Ama şu sıralar Dışişleri Bakanlığı da tartışmalara katılmış durumda. Bu bakanlığa dış politika konusunda ciddi ağırlığı bulunan ve Başbakan’a danışmanlık yapan Ahmet Davutoğlu’na kayacağı da neredeyse açık açık konuşuluyor.

Tabii bu önemli bir değişiklik. Çünkü Babacan hem Başbakan’a hem de Cumhurbaşkanı’na yakın bir isim! Keza, Babacan özellikle AB nezninde de hayli bilinen, beğenilen bir isim.

Kısa süre önce AB ile ilgili bakanlığa yine Başbakan’a yakın bir isim olan Egemen Bağış’ın getirilmesinin ardından “müzakereci” sıfatını kaybeden Babacan, bakanlığı da kaybeder, yerine de Davutoğlu gelirse, değişiklik yapılacak diğer bakanlıklara yönelik “istişare”lerden farklı olarak, Başbakan’ın tasarrufu olacak.

Burada ilginç bir nokta daha var. Babacan’ın Dışişleri’ni kaybetse bile bir başka bakanlığa geleceği yorumu da yapılıyor!

“Tamamdır” denilecek kadar rahat konuşulan bir diğer bakanlık ise Maliye. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın artık görevine veda edeceği yerine de Nazım Ekren’in geleceği tahmin ediliyor.

Unakıtan’ın sağlık sorunları ve bakanlığı sürecinde yaşadığı yıpranma gerekçe gösteriliyor.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’de kabineye veda edeceği öngörülen isimlerden. Yerine Beşir Atalay’ın oturacağı dillendiriliyor. Adalet Bakanlığı’nda boşalacak makama ise Nimet Çubukçu’nun adı geçiyor ama bu hayli tartışmalı.

AKP içinde Çubukçu’nun Başbakan tarafından sevilen ve takdir edilen bir bakan olduğu, fakat Adalet gibi ağır bir bakanlık için uygun olup olmayacağı üzerinde düşünülmesi gerektiği söyleniyor.

Yeni isimlere gelince. İçişleri Bakanlığı’ndan bir başka bakanlığa kayma olması durumunda, AKP Grup Başkanvekili Nihat Ergün bu önemli bakanlığa getirilebilir.

Yine Genel Merkez’den kabineye çekileceği düşünülen başka isimler de mevcut. İki Genel Başkan Yardımcısı İdris Şahin ile Fatma Şahin, iki taze bakan olabilecek isimlerden.

Önemli bakanlıklardan biri de Enerji Bakanlığı. Hilmi Güler de kabineyle vedalaşacak bakanlar arasında sayılıyor ve bu ihtimale hayli yüksek prim veriliyor. Yerine gelecek isimler konusunda ise birden çok aday var. Bunlardan biri de Taner Yıldız.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/4/2009 - 24 Nisan: Son mu başlangıç mı?

Kategori: ONEMLI YAZILAR

24 Nisan: Son mu başlangıç mı?


Dananın kuyruğu bu akşam kopuyor...




Nagehan Alçı / Akşam

24 Nisan: Son mu başlangıç mı?

Bugün büyük gün. Şayet bu yazıyı sabah saatlerinde okuyorsanız yaklaşık yarım gün kaldı. Aradaki saat farkını da hesaba katarsak Amerika Başkanı bizim akşam, onların öğle saatlerinde çıkıp 24 Nisan konuşmasını yapacak. Ve bu yıl da dananın kuyruğunun kopup kopmayacağı belli olacak.
Olacak diyorum, çünkü hava son dakikaya kadar belirsiz. Hem Beyaz Saray'da hem de Ankara'da dün akşama doğru hala büyük bir tedirginlik hakimdi.
Peki neden? ABD Başkanı Obama'nın Türkiye ziyareti ve olumlu bir ivme kazandığı söylenen Türk-Amerikan ilişkileri soykırım iddialarını en azından bu yıl için ertelemeye yetmeyecek mi? Gelin biraz arka plana bakalım...
***
Başbakanlığın dış politika danışmanı Ahmet Davutoğlu ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı James Jones bir süredir düzenli olarak Ermeni başlığı konusunda görüşüyorlar. Amerikan tarafına Türkiye'nin bu konudaki hassasiyetleri aktarıldı. Ancak Obama'nın ziyaretinden sonra ABD ve Ermenistan'da oluşan beklenti çok yüksek. Ve Türk tarafı bu beklentiyi henüz karşılayamadı.
***
Önceki gün gazetelerde 'tarihi adım' olarak sunulan 'Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkiler normalleşecek, İsviçre'nin arabuluculuğunda bölgede barış için çaba gösterilecek' diye sunulan haber hiç de Amerikan tarafını tatmin edecek nitelikte değildi. ABD'deki diasporanın da etkisiyle Washington, Ankara'dan ya bugüne kadar Ermenistan-Türkiye sınırının açılmış olmasını ya da en azından kesin bir tarih telaffuz edilmesini bekledi. Kısacası önceki gün Türk Dışişleri'nin, 'dönüm noktası' olarak duyurduğu adım pek de heyecan yaratmadı.

BEYAZ SARAY İKİYE BÖLÜNDÜ
Beyaz Saray'da 'Ermeni meselesi' ile ilgili görüşler keskin bir şekilde ikiye ayrılmış durumda. Bir tarafta Ulusal Güvenlik Danışmanı James Jones ve Beyaz Saray Genel Sekreteri Rahm Emanuel var. Bu isimler Türkiye'nin hassasiyetlerini iyi biliyor ve Ermeni iddialarına karşı çıkıyorlar. Diğer tarafta ise ABD Milli Güvenlik Konseyi Çok Taraflı İlişkiler Direktörü Samantha Power ve ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Susan Rice bulunuyor. Rice ve Power, Ermenilerin soykırım iddialarına destek veriyorlar. Gerçi özellikle Rice'ın desteğinin ana hedefi aslında farklı. Rice esasen Darfur üzerine yoğunlaşmış durumda. Darfur'da yaşananları soykırım olarak kabul ettirmek için Ermenilerin iddiasının da kabul edilmesi gerektiğini düşünüyor.
***
Sonuçta bir süredir ABD ve Türkiye Büyükelçiliği arasında yoğun bir şekilde üst düzey temaslar yürütüldü. ABD bu temaslarda sürekli olarak Obama'nın Türkiye'ye ayrı bir ziyaret yaparak büyük bir jestte bulunduğunu ileri sürdü. Bu jest Washington'daki beklentiyi inanılmaz derecede yükseltti. Son dakikaya kadar süren belirsizlik bu yüzden. Hala ABD Başkanı'nın bugün yapacağı konuşmada şu sözleri söyleme  olasılığı var: 'Ermenilere karşı 1915'te yapılanların soykırım olarak nitelenmesi konusunda büyüyen bir görüş birliği mevcut. Ben de bu görüşü paylaşıyorum. Ancak geriye değil, ileriye bakmalıyız. Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin gelişmesini hedeflemeliyiz.'
***
Bakalım, ABD yeni yönetiminin dört bir cephede yürüttüğü 'kazan-kazan' stratejisi bugünkü konuşmada kendini gösterecek mi? Obama hem Türkleri hem Ermenileri kazanmayı başarabilecek mi? Yoksa yukarıdaki metni telaffuz ederek Türk-Amerikan ilişkilerini tezkere dönemindeki soğuk rüzgarlara mı teslim edecek?



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/4/2009 - Türkiye'yi diğer yöne kimler çekmek istiyor?

Kategori: ONEMLI YAZILAR

Türkiye'yi diğer yöne kimler çekmek istiyor?


ABD Başkanı hem kişiliği hem de davranışları ile her zaman yeni mesaj üretebilecek renkli kapasiteye sahip...

Ancak iki ülke ilişkilerinde gerçek mesaj, üzerinde çalışılmış, önceden hazırlanmış, satır satır üzerinden geçilmiş “resmi konuşma” veya “resmi metin”dir.

Barack Obama ziyaretinin bu mânada vücut bulan “dili”, TBMM’de yaptığı konuşmadır...

Yani “resmi ve gerçek” mesaj burada saklı. Bakılması gereken yer orası.

Hemen tüm basın kuruluşları, bu konuşmanın kendilerine göre önemli satırlarını okurlara yansıttı.

Tüm metin, eksiksiz olarak ya çok az sunuldu veya okurun arzusuna göre-örneğin internet haberlerinde-tercihe bırakıldı.

Buna yoğun program ve İstanbul’daki Medeniyetler toplantısı da eklenince, ABD’nin ve Başkanı Obama’nın konuşması Türkçe’ye tercüme edildi ama “Türkçesi nedir” diye sorulmadı.

“Alıcı” gözüyle baştan okumak ve özetlemek şart...

Böylece görülecek ki, ABD’nin Türkiye’den istedikleri ve mesajları (dünyaya olan da) daha billurlaşıyor...

Hasılı, TBMM konuşması üzerinden bir ABD’yi anlama “manueli”, de-kodifikasyonu lazım...

             *   *   *

Önce genel politikayı anlamaya çalışalım...

1) ABD için en öncelikli konu ekonomi. Politik adımları şöyle okunabilir:

a) Hem ülke bazında hem de küresel ölçekte nakit akışı sağlanacak.
b) Korumacılık tehlikeli bulunuyor. Önlenecek.
c) Gelişmekte olan ve krizden etkilenen ülkelere destek verilmesi lazım.
d) Aynı krize sürüklenmemek için, ulusal ve uluslararası ekonomi kurumları disipline sokulacak.

2) Avrupa Birliği:

a) ABD, Avrupa’nın birleşmesini istiyor. AB içinde bu konudaki ayrışmaları ve yavaşlığı tehlikeli buluyor.
b) Türkiye’nin üyeliğini kesinlikle destekliyor ve bunu stratejik buluyor. Avrupa’yı da bu konuda “sizin menfaatinize de olduğunu görün” biçiminde uyarıyor.

3) İsrail:

a) ABD, İsrail’in güvenliğinin ve varlığının arkasında. Bunu sürdürmeye devam edecek.
b) İsrail’in Ortadoğu barışı içinde ilerleyeceği yol, Annapolis yol haritasından geçiyor. Bu uygulanacak.

4) İran:

a) Nükleer İran sadece Batı veya ABD için tehtid değil. Türkiye ve bölge ülkeleri için de tehtid.
b)
 Biz elimizi uzattık. Gerisi ve karar kendilerinin bileceği iş. Sonuçlarına da doğal olarak katlanırlar.

5) Irak:

Irak’ın güvenliği korunacak. Bu kesin ve ABD bu konuda hassas. İster iç ister dış risklerin karşısında ABD duruyor.

6) PKK:

a) ABD genel olarak terörizmin her biçimine ve özel olarak PKK’ya karşı.
b) Çözüm için; ABD, Irak, Türkiye ve Kuzey Irak liderlerinin işbirliği lazım!
c) Ek olarak Türkiye, demokratik adımları atmalı.

7) Afgnanistan-Pakistan:

a) Bu iki ülkeyi gözden çıkaramayız. Stratejik önemleri büyük.
b) El Kaide buradan gidecek.
c) Türkiye bu iki ülke özelinde büyük katkı ve fedekarlık yaptı. Ama devam etmesini istiyoruz. Hele daha fazla sorumluluk alırsa çok seviniriz.

8) TÜRKİYE:

a) Tamam, gergin günlerden geçtik ama artık bitti. Unutalım.
b) Politik ve askeri ilişkilerimiz var yanına ticareti ekleyelim ve artıralım.
c) Enerji (istihdam da yaratacak) yatırımları yapalım, biz de destek vereceğiz.
d) Yeni enerji kaynakları yaratalım, biz de destek vereceğiz.
e) Bu iki konuya özellikle, ek konulara da ikincil olarak ABD’den para buluruz.
f) Doğu-Batı eksenindeki enerji yollarını, bilhassa gaz güzergahı stratejik. Bunu destekliyoruz, destekleyeceğiz.
g) Ne artık “ılımlı İslam” diyoruz ne de “stratejik ortaklığı” içi boş biçimde tekrarlıyoruz, ikisini de aşan, örnek bir “model ortaklık” kuralım.
h) Laik demokrasinizi de inanç özgürlüğünüz de önemli, destekliyoruz.

9) Şunları İstiyoruz;

a) Reformları devam ettirin.
b) Heybeliada Ruhban Okulu’nu açın.
c) Ermenistan’la kesin uzlaşın. Bu bizim için çok önemli. Böylece hem Obama’yı seçim dönemi vaadlerinden kurtarın hem de kritik önemdeki Kafkasya stratejisini destekleyin.
d) Birleşmiş, iki taraflı, iki toplumlu bir federasyon biçiminde Kıbrıs meselesini çözün.

10) DÜNYA

a) Ekonomi (Küresel)
b) Radikalizmle mücadele (Ortadoğu)
c) Enerji arzı (Kafkasya-Avrupa-Ortadoğu-Çin)
d) Silahsızlanma (Rusya-Çin)
e) İklim değişikliği (Küresel)

Amerikan politikasının öncelikli arterleridir ama genel ifadeleridir.

11) TBMM Konuşması’ndan...

Biliyorum ki Türkiye'nin geleceği konusunda tartışmayı sevenler var. Siz, medeniyetlerin ortasında, tarihin dalgalarından etkilenen bir ülkesiniz. Ülkeyi bir yöne ya da diğer yöne çekmek isteyenler olabilir, ama ben inanıyorum ki bu kişiler şunu anlamıyorlar: Türkiye'nin büyüklüğü her şeyin ortasında olmasından kaynaklanıyor.”

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/4/2009 - Dersimizi aldık dedi başbakan

Kategori: KARIKATUR

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 
 
 
 

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/4/2009 - NATO’ya Bir “Yunan” Komutan

Kategori: ONEMLI YAZILAR
ABD yeni başkanı Barack Obama, bir yenilik de askeri alanda başlattı. ABD tarihinde ilk kez bir denizci komutan, Oramiral James G. Stavridis NATO’nun Avrupa ayağındaki en üst düzey komutanlığa, yani SACEUR’e komutan olarak atandı. Önceki komutan ise NATO’nun Avrupalı müttefikleri tarafından pek sevilmeyen Orgeneral John Craddock’tu. Craddock, birkaç haftadan beri ABD Silahlı Kuvvetlerinin “Emekli Kursu”nda eğitim görerek, “şoförsüz” hayata merhaba demeye hazırlanıyor. SACEUR için Avrupa’daki NATO çevresinin beklediği ve önerdiği isim ise, Orgeneral James N. Mattis idi. Mattis’in ismi uzun bir süredir hem SACEUR için, hem de “NATO Değişim Komutanlığı” adıyla anılıyordu. Bu gelişme Avrupa ve Afganistan’daki NATO çevrelerinde tam anlamıyla bir şaşkınlık yarattı.
 
James G. Stavridis, 19.10.2006’dan beri ABD Güney Komutanlığı (SOUTHCOM)’nda oramiral rütbesiyle komutanlık yapmakta olup, bu göreve atanan ilk denizci subaydır. Daha çok Orta ve Güney Amerika ile ilgili görev alanının dâhil olduğu bu görevde, Güney Amerika’daki karışıklıklarda edindiği askeri çevre ve sivil halkla ilişkilerindeki tecrübesinden, Afganistan’da da yararlanılabileceği düşünülmektedir.
 
Asker Çocuğu ve Asker Stavridis
ABD’nin Florida eyaletindeki Miami’de dünyaya gelen James G. Stavridis, Amerikan donanmasında deniz piyadesi olan babasının 1962 – 1964 yılları arasında ABD’nin Atina Büyükelçiliğinde deniz ataşesi olarak görev yaptığı sırada, “Baba vatanı” Yunanistan’da bir çocuk olarak yaşama şansına da sahip olmuştur.
 
Mesleğe 1976’da Annapolis’teki ABD Deniz Harp Okulu’ndan dereceyle mezun olarak başladı. Su üstü birliklerinde görev almak üzere eğitim gördü ve nihayetinde uçak gemisi, kruvazör ve muhriplerde görev aldı. 1993-1995 döneminde USS Barry (DDG-52) isimli güdümlü mermili muhribe komuta etti. Bu gemiyle Haiti, Bosna suları ve Basra Körfezi’nde “rotasyon” görevlerine katıldı. 1998’de 21. Muhrip Filotillası Komodoru (Alay Komutanı karşılığı) olarak, 2002-2004 arasında da USS Enterprise (CVN-65) ile birlikte Uçak Gemisi Muharebe Gurubu’na komuta etti. Bu görevde hem ABD’nin Irak müdahalesi olan “Irak’a Özgürlük” harekâtına, hem de denizde teröre karşı oluşturulan “Enduring Freedom” harekâtına iştirak etti. Daha sonra Deniz Kuvvetlerinin uzun vadeli harekâtı için Strateji ve Planlama Başkanlığı ile Genelkurmay Müşterek Karargâhı Başkanı (Türkiye’deki karşılığı Genelkurmay II. Başkanı) olarak görev icra etti. Bu makamda iken aynı zamanda ABD Deniz Kuvvetleri Komutan Yardımcısı olarak da görev yaptı. 2004-2006 döneminde ABD Savunma Bakanı Donald H. Rumsfeld’in üst düzey askeri danışmanlığını da yaptı.
 
Stavridis’in Eğitim-Öğrenim Durumu
1984’de Tufts Universitiy’nin “Fletcher School of Law and Diplomacy” biriminde felsefe alanında doktora ile Hukuk Uzmanlığı ve uluslararası ilişkilerde diplomasi öğrenimini, “Gullion” ödülünü kazanarak tamamladı. 1992’de ise Milli Savunma Koleji “National War College” (Türkiye’deki Silahlı Kuvvetler Akademisi-Milli Güvenlik Akademisi benzeri) eğitimini üstün bir dereceyle bitirdi. Çok sayıda kitapları da neşredilen Oramiral Stavridis, Amerikan vatandaşı olmakla birlikte, NATO’nun Avrupa ayağındaki en üst düzey komutanlık yapan bir “Yunan” asıllı olmakla da bir ilke imza atmaktadır. Laura Hall ile evli olan ve düzenli “squash” sporu yapan Oramiral Stavridis’in Christina ve Julia isimli iki kızı vardır. Bu göreve seçildiğini öğrendikten sonra 18.3.2009’da bir soru üzerine “Yunan” asıllı olduğunu ve Yunanca bildiğini söylemiştir. Bu üst düzeye NATO komutanlığına seçilmesi dolayısıyla özellikle Ta Nea olmak üzere, birçok Yunan gazetesi olayı “iftihar vesilesi” olarak duyurmuştur.
 
ABD Savunma Bakanı Robert Gates tarafından, “sahip olduğumuz en iyi üst düzey komutan” şeklinde nitelenen, ABD Senatosu ve Avrupa’da NATO Komitesi tarafından onaylandıktan sonra SACEUR komutasını devralacak Oramiral Stavridis, ABD’deki Yunan asıllılar için ikinci ve önemli bir örnektir. Bilindiği üzere George Bush (baba Bush) ile 1988 ABD Başkanlık Seçimlerinde yarışan Demokratların Başkan Adayı Dukakis de bir Yunan asıllı Amerikalıydı. Şayet bir dönem sonra, yani Bill Clinton’ın 1992’deki Başkanlık Seçimlerine katılmış olsaydı, belki de ilk Yunan asıllı ABD Başkanı olacaktı. Dukakis belki Başkan olamadı ama ABD’de yaşayan Yunan asıllı Amerikalılara, neler yapılabileceğinin mesajını da iyi verdi. Dileriz dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Türklerden de Dukakis ve Stavridis gibi üst düzey siyasi ve idari görevleri zorlayan Ahmet, Mehmet, Ayşe ve Fatmaları görebiliriz…
 
Celalettin Yavuz, Nurgül Bostan, TÜRKSAM



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/4/2009 - Fırsat kaçarsa Batı yeni Hitler doğurur

Kategori: ONEMLI YAZILAR

Fırsat kaçarsa Batı yeni Hitler doğurur


Yarın başlayacak G-20 zirvesine Türkiye neden dikkat etmeli?




İbrahim Karagül / Yeni Şafak

Yarın Londra'da başlayacak G-20 zirvesi bizi ne kadar ilgilendiriyor? Ya da, toplantıyı ne kadar yakından takip ediyoruz? Krizin Türkiye'de algılanma biçimine bakılırsa zirve; "hangi büyüklükte destek paketi çıkacağı"nın ötesinde kimse bu zirvenin içeriği, niteliği ve tarihi misyonuyla ilgilenmiyor. Bugüne kadar finans sistemine trilyon dolarlar aktaranların yeni sürprizleri ne olabilir?

Zirve öncesi Alman medyasına "sızdırılan" bilgilere bakılırsa 2 trilyonluk bir paket söz konusuymuş! İngiltere'nin önerdiği, zirveye katılacak liderlerin önceden onayladığı iddia edilen gizli paket dışında, yine İngiltere'nin katılımcı ülkeleri ikiye ayırdığı, merkez ülkeler dışındakileri görüntü olmanın dışında anlam yüklemediği gibi bir skandal da patlak vermişti.

Ama bu kadar mı? Türkiye bu zirveye neden dikkat etmeli? Çünkü; dev destek paketi dışında, Londra zirvesi küresel krize çözüm bulunup bulunulamayacağına ilişkin son fırsat. Dahası, bu zirve ekonomik anlamda bir nevi "Yalta Zirvesi" anlamı taşıyor. Daha yalın bir ifadeyle, dünyanın bundan sonraki haliyle ilgili ipuçlarını bu zirve sonuçlarıyla elde edeceğiz. Abartmıyoruz; bu zirve çok önemli. Neden mi?

 

Krizin gerekçelerine ilişkin esaslı bir tartışma yaşanacak. Yapısal bir çözüm üretilemezse ya da kabul edilmezse bu yıl sonuna doğru kriz bambaşka bir boyut alacak. Sadece destek paketiyle sınırlı kalınırsa, çözüme ilişkin küresel konsensus oluşturulamazsa şu an ekonomik olan kriz jeopolitik değişimi başlatmış olacak. Çok ciddi güç mücadeleleri başlayacak, bu mücadele giderek ekonomik boyuttan siyasi ve askeri boyuta yönelecek. ABD, Rusya, Çin ve AB ülkelerini içine alacak bu hareketlenme uluslararası siyasi sistemi sarsacak.


Londra'da toplanacak 20 ülke şu an dünya ekonomisinin yüzde seksenini temsil ediyor. Bu ülkeler şimdiden ikiye ayrılmış durumda. Anglo-Amerikan cephe ve diğerleri. Bu diğerlerinin içinde Rusya, Çin, Kıta Avrupası var. İki cephenin krize yaklaşımında ve çözüm önerilerinde belirgin farklılaşma söz konusu. Bu farklılık bir zirvede aşılabilecek türden değil.


Anglo-Amerikan cephe küresel ekonomik sistemin, finans sisteminin olduğu gibi muhafazasını isterken trilyon dolarlık destek paketleriyle çözüm üretilebileceğini düşünüyor. Bırakın sistemi kökten değiştirmeyi, bir reform bile öngörmüyor. Aynı zamanda finans sistemi üzerindeki "koruyucu", "dokunulmaz" rolünü devam ettirmek istiyor. Bu yönüyle Anglo-Amerikan cephe muhafazakar diğerleri ise reformcu oluyor. Çünkü diğerleri bu sistemde köklü değişimler istiyor.


Bazılarına göre Londra zirvesi'nde işte bu Anglo-Amerikan kapitalizm sorgulanacak, hatta yargılanacak. Tartışmalara bakılırsa dünyanın büyük bölümü bu yargılamayı çoktan yapmış. Bu cephenin küresel ekonomik sistem üzerindeki tek yanlı denetimini, kendilerinin denetimden muaf olmasını reddediyor. Mesela ABD, İngiltere ve İsviçre'nin IMF denetimine alınmasını istiyor. Aynı çevreler doların küresel hegemonik gücünü reddediyor ve küresel ortak kur öneriyor. Bu öneriyi seslendirenler Rusya ve Çin. Barack Obama ve ekonomik kurmayları öneriyi reddetti ve doları güçlü tutma politikasına vurgu yaptı.


Zirvenin uzun vadede etkili olacak en önemli boyutu İkinci Dünya Savaşı sonrası ekonomik sistemi sorgulaması, bu dönemde etkili olan kapitalizmi yargılaması. Bu tartışma, yukarıda da değindiğimiz gibi, jeopolitik eksen kaymalarına yol açabilecek ve bölgesel çatışmalara kadar uzanabilecek. Ama çatışma Batı'nın kendi içinde yaşanacak gibi. Yani zirve, küresel konsensus oluşturacakken bölünmeye yol açabilecek.


Sanayi üretimi 1930'lardaki Büyük depresyondan çok daha hızlı. Haziran 1933'da yine İngiltere'de "Londra Ekonomik Konferansı" düzenlenmişti. Tıpkı bugünkü gibi. Hitler bu dönemde ortaya çıkmaya başladı. Fransa altın rezervini bu dönemde New York'tan çekti. Ardından 2. Dünya Savaşı yaşandı ve sonrasında yeni bir ekonomik sistem kuruldu. İşte dünya şu an 2. Dünya Savaşı galiplerinin, yani İngiltere ve ABD'nin şekillendirdiği sistemi yargılıyor ve bu çok büyük bir dava. Benzer içimde Wall Street'te bulunan ve şu an 23 trilyon dolarlık mevduatı kontrol eden Menkul Kıymetler Depo Kurumu'nun (Depository Trust Company, DTC) ABD'de bulunmasına bile itiraz ediliyor artık.


O zaman Franklin Roosevelt ve Winston Churchill'in patronluğunda şekillenen sistem, 1990'larda Bill Clinton ve Tony Blair döneminde zirve yaptı. Şimdi Barack Obama ve Gordon Brown bu sistemi kurtarmaya çalışıyor.


Zaten son derece adaletsiz kurulan denklem Soğuk Savaş dönemi boyunca ABD ve İngiltere'ye küresel üstünlük sağlamış dünyayı memnun etmemişti. Şimdi aynı güçler aynı sistemi kendi kontrollerinde tutarak bu gücü 21. yüzyılda da sürdürmek istiyor. Diğerleri ise buna karşı. Ama ilk kez diğerlerinin eli bu kadar güçlü.


Kriz küresel bölünmeye neden olursa bu çatışma öncelikle ABD ve Avrupa'nın içinde olduğu bölgede ciddi bir ayrışmaya neden olabilecek. Sanıldığı gibi Rusya ve Çin'le Batı arasında değil. Çünkü şu anki tartışma Anglo-Amerikan cepheyle dünyanın geri kalanı arasında yaşanıyor.


Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın "daha sıkı mali denetim sağlama önerisi reddedilirsi zirveyi terk ederim" şantajı ile Almanya'nın krizin başlangıcından bu yana sergilediği tavır, Batı'nın kendi içinde ayrışması ihtimalinin ipuçlarını verir nitelikte. Çünkü iki çevre arasında krize yaklaşım konusunda başından beri anlaşmazlık yaşanıyor.


Kriz buradan görüldüğü gibi değil. Dünya sisteminin temellerini sarsıyor. Yeni ekonomik sistem tartışmaları başarıya ulaşsa da ulaşmasa da bir sistem şekillenecek. Ya uzlaşmayla ya da çatışmayla. Yeni bir ekonomik düzen şekillenecekse yeni bir siyasi düzen de şekillenecek. Buna bağlı olarak ne tür bölgesel krizlerin geleceğini tarihe bakarak öğrenebiliriz…



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/3/2009 - Muhsin Başkan son yolculuğuna uğurlanıyor

Kategori: ONEMLI YAZILAR
inna lillahi ve inna ileyhi raciun(Allah'tan geldik ALLAH'a döneceğiz.) EY İNSANLAR hayat fani baki olan ancak ALLAH'tır

Muhsin Başkan son yolculuğuna uğurlanıyor


Bilmeyen var mi Rahman´ın rahmetini, Yağmur kar taneleri inerken gökten, Her birini bir melek taşır özenle, Birbirine değmeden ikram eder bize, Rahmetini Allah sanki törenle -- En süslü yerdi seni yitirdiğimiz yamaç, Meleklerin o gün birbirine bile değmeden, İndirdikleri kar tanelerinin altındaydın, CENNET VATANIN bağrında ANADOLU´daydın.




Muhsin Başkan son yolculuğuna uğurlanıyor

Yazıcıoğlu, Kocatepe Camii'nde kılınacak cenaze namazının ardından Ankara'da toprağa verilecek. Törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte büyük bir topluluğun katılması bekleniyor. Tören sebebiyle Ankara'da bazı cadde ve sokaklar bugün trafiğe kapatılacak.

BBP Genel Merkezi'nden yapılan yazılı açıklamada, Yazıcıoğlu için bugün Kocatepe Camii'nde yapılacak cenaze törenine çelenk gönderilmemesi, bunun yerine başta Şehit Aileleri Derneği, Kızılay ve Selçuklu Sosyal Güvenlik, Eğitim ve Kültür Vakfı olmak üzere uygun görülen herhangi bir hayır kurumuna bağışta bulunulmasının istendiği ifade edildi.

Öte yandan AK Parti, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcoğlu ve beraberindeki 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasının araştırılması ve alınması gereken önlemlerin tespit edilmesi için Meclis araştırması açılmasını istedi.

Cenaze töreninde gözyaşı seli

Helikopter kazasında hayatını kaybeden BBP Sivas İl Başkanı Erhan Üstündağ, İl Başkan Yardımcısı Yüksel Yancı ve belediye meclisi üyesi adayı Murat Çetinkaya'nın cenazeleri Meydan Camisi'nde kılınan namazın ardından toprağa verildi. Ankara'dan uçakla Sivas'a getirilen Üstündağ, Yancı ve Çetinkaya'nın cenazeleri dün öğleden sonra morgdan alınarak önce BBP Sivas İl Teşkilatı'nın önüne getirildi. Burada toplanan çok sayıda vatandaş tekbir getirdi ve dua etti. Kur'an okunan parti binasından cenazelere karanfil atıldı. Eski BBP İl Başkanı Erol Çelik, Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının inandıkları kutlu dava uğrunda hizmet ettiklerini söyledi.

Cenazeler daha sonra parti binasından tekbirler, dualar ve 'Şehitler ölmez vatan bölünmez' sloganlarıyla Meydan Camisi'ne getirildi. Ellerinde Türk bayrakları olan gruptan bazı kişilerin ve çevredeki vatandaşların gözyaşlarını tutamadığı gözlendi. İkindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından Üstündağ, Yancı ve Çetinkaya'nın cenazeleri Yukarıtekke Mezarlığı'nda toprağa verildi. Kılınan cenaze namazına, hayatını kaybeden BBP'lilerin yakınları, partinin genel başkan yardımcıları, Sivas milletvekilleri, Vali Veysel Dalmaz ile diğer mülkî ve askerî yetkililer katıldı. Kahramanmaraş'ta düşen helikopterin pilotu Mustafa Kaya İstektepe'nin cenazesi, İstanbul'da Bahçeşehir Hoşdere Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Başsavcı: Kazadan hemen sonra ölmüşler

Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcısı Fevzi Büyüktümtürk, helikopter kazasında BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 4 kişinin ölümüne, ciddi travmatik yaralanmanın sebep olduğunu bildirdi. Fevzi Büyüktümtürk, yaptığı yazılı açıklamada, 25 Mart'ta Kahramanmaraş merkeze bağlı Döngel köyü yakınlarında meydana gelen, Muhsin Yazıcıoğlu ile beraberindekilerin hayatını kaybettiği kazanın ardından, cumhuriyet başsavcılığınca, aralarında Adana Adli Tıp grup başkanının da yer aldığı 4 adli tıp uzmanı ve 1 pataloğun 28 Mart'ta ölü muayene ve otopsi işlemi yaptığını kaydetti. Bilirkişi heyetince, kazada Yazıcıoğlu ve 4 kişinin ölümüne yol açacak ciddi travmatik yaralanmalar söz konusu olduğunun belirtildiğini ifade eden Büyüktümtürk, ölümlerin tamamının kazayı takip eden kısa süre içinde meydana geldiği, bu sürenin yarım saat ile 1 saati geçmeyecek bir zaman dilimi olduğu düşünce ve kanaatine varıldığını bildirdi. Başsavcı Büyüktümtürk, kazanın oluşuna ilişkin araştırma ve incelemelerin cumhuriyet başsavcılığınca titizlik ve hassasiyetle sürdürüldüğünü kaydetti.

Koltuğu kızak yapıp 600 metre kaymış

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasında kaybolan İHA muhabiri İsmail Güneş'in (34) cesedi, açık alanda üzeri karla kaplı vaziyette bulundu. Jandarma, dün yaptığı arama çalışmaları sırasında Güneş'in cesedine enkazın 500-600 metre doğu tarafında ulaştı. Güneş'in, helikopter koltuğunu kızak gibi kullanıp dağdan inmeye çalıştığı sanılıyor. Savcılığa göre ölümlerin kazadan sonraki bir saat içinde gerçekleştiği tahmin ediliyor. Hayatını kaybeden helikopter pilotu İstanbul'da, BBP İl yöneticileri ise Sivas'ta toprağa verildi.

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun da içinde bulunduğu helikopterin düşmesi sonucu kaybolan İHA muhabiri İsmail Güneş'in (34) cesedi, üzeri karla kaplı vaziyette bulundu. Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığı (JÖAK) timleri, dün yaptıkları arama çalışmaları sırasında Güneş'in cesedine enkazın 500-600 metre doğu tarafında ulaştı. Güneş'in yanında bir helikopter koltuğu bulundu. İHA muhabirinin koltuğu kızak gibi kullanıp kayarak dağdan inmeye çalıştığı tahmin ediliyor.

Muhsin Yazıcıoğlu ile düşen helikopterde bulunan Güneş'in cesedi, çalışmaların 6'ncı gününde saat 13.00'te bulundu. Cep telefonuyla 112'yi arayarak kazayı haber veren Güneş'in yerini tespit için, JÖAK ekipleri, 60 Özel Harekât polisi, korucular, Sivil Savunma ekipleri ve vatandaşların yer aldığı yaklaşık 450 kişi arama çalışmaları yaptı. Karadan zor arazi şartlarında yapılan çalışmalara 2 Sikorsky helikopterle de destek verildi. Yaya olarak 3,5 saatte ulaşılan kaza bölgesinde özel eğitimli iz köpeklerinden de yararlanıldı. Ayrıca kar şişleri, metal dedektörler, diğer teknik cihazlarla bölge didik didik arandı.

Güneş'in cesedi dün helikopterle dağdan indirildikten sonra Kahramanmaraş Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Cenazenin, otopsi raporunun tamamlanmasının ardından bugün özel uçakla Sivas'a gönderilmesi bekleniyor. İsmail Güneş'in eşi Yasemin Güneş de cenazeyi almak üzere Kahramanmaraş'a geldi. 5 yaşında Tuluğhan ve 3 yaşında Çağan adlı 2 oğlu bulunan Güneş, sarı basın kartı sahibiydi. İHA Sivas bürosunda 9 yıldır muhabir olarak çalışan İsmail Güneş'in, spora da meraklı olduğu bildirildi. Güneş'in kendi isteğiyle BBP Genel Başkanı Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikoptere bindiği öğrenildi.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/3/2009 - Beyaz Türkler one minute dedi

Kategori: ONEMLI YAZILAR

AKP uzun zamandır tek parti iktidarının otoriter/totaliter davranış biçimlerini  benimsemiş gibiydi. 'İstediğim şeyi istediğim zaman yaparım' anlayışı iktidara hakim olmuştu... Dün bu ülkedeki  insanların bir bölümü iktidara, 'unutma bu ülkede biz de yaşıyoruz' dediler. 'Biz varız ve olan bitenden memnun değiliz, dikkatli olun' uyarısını yaptılar.

Eğer iktidar 'Halk hala daha AKP diyor' demeyi, ağırlıkla 'Beyaz Türkler'in kendisine verdiği mesajı almamayı sürdürürse, korkarım ki sonu bir zamanlar 'Ben mutlak hakimim' edasında olan ANAP iktidarından daha beter olacak ve yakında o dönemde ANAP iktidarının yediği darbeden daha ağır bir darbe yiyecektir...

Burada önemli olan, iktidarı değiştirecek oy miktarı tartışması falan değildir. Bunun olacağını zaten kimse beklemiyordu ama asıl önemli olan boyut, ağırlıkla 'Beyaz Türkler'in sonunda vurdumduymazlıktan kurtulup tavır koymaya başlamalarıdır. Daha önce bunun da olabileceği hiç beklenmiyordu ama oldu işte...

Bu, AKP'ye koşulsuz gibi algılanabilen bir destek vermekte olan liberalleri de dengeleyecektir, AKP'yi de...

Liberaller 'Beyaz Türkler'den onay almazlarsa Türkiye koşullarında var olamazlar.

Bu, liberalleri gerçekten panikletecektir ve dün televizyonlarda yorum yapan AKP destekçisi liberaller, bu paniğin işaretini çoktan vermeye başladılar bile...

Liberaller nedeniyle birçok kavramda kafa karışıklığı yaşamakta olan Türkiye'de 'Beyaz Türkler'in dün gösterdiği net tavır çok önemli gelişmelere açıktır.
Bundan sonra ülkede zihinler açılacak, bazı  kavramlar daha bir netleşecek.

İlk önce geleceğimiz için konuşmaya uzun zamandır suskun gibi gözüken 'Beyaz Türkler' de artık başlayacaklardır.
Konuşmayı tek başına ve kendi liberalleriyle de yapmakta olan yani sonuçta kendi kendisine konuşmakta olan AKP'ye 'Bizimle de konuşacaksın, geleceğimize birlikte karar vereceğiz' uyarısı dün nihayet yapılmıştır
Kendimi ait olarak gördüğüm bu insanların bilinçli çıkışları ile övünüyorum. Ve bu çıkış beni çok daha rahatlattı. Türkiye'yi de rahatlatacağına eminim.

İnşallah AKP de bu uyarıdan kendine düşen payı çıkarır ve belki son genel seçimin akşamı balkondan konuşan Başbakan'ın o günlerine döner.

Kim bilir; umut edelim ve bakalım, göreceğiz.
Bunu yapmazlarsa ülkedeki 'Beyaz Türk' tavrı daha da artacaktır. Buna da eminim dünden sonra...

Bu arada seçim sonucu 'Beyaz Türklerin' siyasete olan küskünlüğünün
de sonunun geldiğini gösterdi.

Bu ülkede bazı insanlar karakteri sağlam, dürüst ve düşünen insanların siyasete atılmasını gerçekten de istiyor.
İstanbul sonuçlarının da gösterdiği gibi bu tür insanlar hareketlendiğinde onlara destek verecek insanlar da bayağı sayıda var bu ülkede.

Sonuç itibarıyla ben yarın (bu) sabah daha mutlu olacağım bir ülkede uyanacağıma da eminim.
Bence 'Beyaz Türkler' nedeniyle dün ülkenin omurgası dikleşti biraz...

SERDAR TURGUT - AKŞAM





Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

NERDEN GELDİĞİNİ UNUTMA

Son Yazılarım

Mayın tarlası
Karını karıştırma Uğur!..
Bakan toto çıldırdı!
24 Nisan: Son mu başlangıç mı?
Türkiye'yi diğer yöne kimler çekmek istiyor?
Dersimizi aldık dedi başbakan
NATO’ya Bir “Yunan” Komutan
Fırsat kaçarsa Batı yeni Hitler doğurur
Muhsin Başkan son yolculuğuna uğurlanıyor
Beyaz Türkler one minute dedi
DTP, AK Parti'yi silip attı !
İlaç firmalarının menfaatine kimler çalışıyor?
Pentagon Çin'i çok kızdırdı!
Obama'ya İstanbul mesajı
Bir köşe yazarı oy verecek parti arıyor
AKP NİN ENGELİ – ENGELLİ Mİ ?
ONLAR SANDIĞI ÖNÜME KOYMADIKÇA
Bu sözler çok konuşulacak!
Afrika'da bir 'Büyük Oyun' tezgahlanıyor
Cuntanın hayalindeki medya bir ülkeye ne yapar?

Bağlantılar

Ana Sayfa
Arşiv
EFSANE KOMUTAN
AYTUNÇ ALTINDAL
NİHAT GENÇ
ERHAN GÖKSEL
düşünen siyaset
YEREL SEÇİM
TÜRKMENLER
IRAK TÜRKMEN CEPHESİ
RÜŞVET VE YOLSUZLUK önemli
YÜCE DİVAN web
olaylar BELGENET
avrasya STRATEJİ
TESEV web
TESAV web
ARKA PLAN web
EKONOMİ POLİTİKA web
internetajans HABER
TURKSAM web STRATEJİ
MİLLETHABER web
DEVLET ARŞİVLERİ web
ETİKHABER web
AB İLE İLGİ DOKÜMANLAR
EKONOMİ web
YENİ DÜNYA GÜNDEMİ web
KALEMUCU web AKTÜEL
makale ve yazarlar WEB
İYİBİLGİ SİYASİ WEB
SONSANİYE haber WEB
AB’ye ÜYELİK Serüveni
SİYASİ TARİH web GÜZEL
uluslararası ilşkiler RAPORU
toplum ve politika
türkiye ekonomi WEB TEPAV
FİKİR YAZILARI web
GİZLİ TARİH web
TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU
SİNAN AYGÜN A.T.O.
DÜNYA SAVAŞLARI web
SİYASET ekonomi TOPLUM web
TÜRKİYE ZİRAAT ODALARI
HABER ALEMİ
TÜRK POLİTİKA web
ANLAYIŞ haber
GERÇEK HAYAT dergi
ROTA HABER

Kategoriler

Sitenizesayac.com
Çağlayan Mahallesi,Çelitepe Mahallesi,Emniyetevler Mahallesi,Sanayi Mahallesi,Gültepe Mahallesi,Gürsel Mahallesi,Harmantepe Mahallesi,Hürriyet Mahallesi,Seyrantepe Mahallesi,Şirintepe Mahallesi,Çağlayan Mahallesi,Ortabayır Mahallesi,Telsizler Mahallesi,Talaıpaşa Mahallesi,Yahya Kemal Mahallesi,Hamidiye Mahallesi,Nurtepe Mahallesi,Mehmet Akif Mahallesi,Yeşilce Mahallesi ,kağıthane,kağıthane,kağıthane,kağıthane,kağıthane,kağıthane,kağıthane,kağıthane,kağıthane,kağıthane,kağıthane,istanbul,istanbul,istanbul,istanbul,istanbul,istanbul,istanbul,istanbul,haber,haber,haber,haber,haber,